


OBJEKTİF GÖZLEM İLE SUBJEKTİF YORUM ARASINDAKİ
FARKI ÖĞRENMEK
Danışanlara kendilerini kötü hissettikleri durum olay veya etkileşimi objektif bir biçimde incelemeyi öğretmek gerekir. Bunun için objektif gözlem ile subjektif yorum arasındaki farkı öğretmeliyiz.
GÖZLEM: O sırada yaşanan olayın kendi yorumunu ve açıklama biçimini katmaksızın anlatılmasıdır. Kişinin kendisini bir gazete muhabiri yerine koyup bu sahneyi anlatmasını isteriz. Örneğin:
Danışman: “Başına gelen bu olayı dışardan gözleyen bir muhabir gibi anlatır mısın?”
Danışan: “Bir kişi buzdolabını açmış ve içine bakıyor. Bir süre bu şekilde bekliyor.”
Şimdi bu durumun otomatik düşüncelerle nasıl yorumlandığını gösterelim.
GÖZLEM |
YORUM |
Buzdolabını açtım ve içine baktım. Ne alacağımı unuttuğumu fark ettim. |
YaşlanıyorumBunadım mı?Artık bildiklerimi unutacak mıyım? |
Danışan kendi kendine söylediği otomatik düşüncelerini fark ettiğinde, sıra olumsuz duygu ve davranışlara yol açan düşünce, yorum ve inançlarının gerçekçi ve mantıklı olmadığını göstermeye gelir. Terapist şunlara dikkat çekmelidir:
1-Aklımıza gelen olumsuz düşüncelerin çoğu, gerçekte durumun yanlış yorumlanmasından kaynaklanır
2-Olumsuz düşüncelerimizi dikkatle inceleyerek, bu durumun objektif bir gözlem mi olduğu yoksa sübjektif bir yorum mu olduğu araştırılmalıdır.
3-Yorumların yanlış olması, kişinin gerçekçi ve mantıklı olmayan inançlarından kaynaklanır. Bu nedenle olumsuz duygu ve davranışlara neden olan gerçekçi ve mantıklı olmayan inançları ortaya çıkarmak çok önemlidir.
4-Kişi ancak düşüncelerinin mantıklı ve gerçekçi olmadığını anlarsa, onları gerçekçi ve olumlu düşüncelerle değiştirebilir.

İŞLEVSEL OLMAYAN BİLİŞLERİ DEĞERLENDİRME
Bu bilişler aslında, çarpıtılmış algılar, atıflar, gerçek dışı beklentiler, akılcı olmayan düşünceler ve inançlardır. Bunlar iç diyaloglarımızdır. Bu nedenle bu düşünceleri kendi kendimize söyleriz. Ellis ve Harper buna “kendi kendine konuşma” Beck ise “otomatik düşünceler” adını vermiştir.
Burada dikkat etmemiz gereken ilk nokta bu iç konuşmalarımızla duygu ve davranışımız arasındaki ilişkiyi fark etmektir.

TEDAVİ HEDEFİNİ BELİRLEME
Bilişsel davranışçı tedavinin amacı: Kişiye problemli davranışlarını veya durumu değerlendirme biçimlerini yani bilişlerini değiştirmelerine yardımcı olmaktır. Bu sadece BDT için değil, her psikolojik tedavinin ana hedefidir. Çünkü bireyler çevrelerindeki kişilerin davranışlarını değiştiremezler. Yani tedavide hedef: “Annem beni çok eleştiriyor. Bunu nasıl engellerim,” gibi bir şey olamaz. Ancak onların kendilerine karşı olan olumsuz tepkilerini değiştirebilecek yeni davranışlar kazanmayı öğrenebilirler. Yani: “Annem beni eleştirdiğinde onu kırmadan kendimi nasıl doğru ifade edebilirim,” olabilir. Elbette ki bu düzgün iletişim becerilerini öğrenip kullanmaya başladıktan sonra kişinin annesinin ona karşı tepkilerinde zamanla bir değişim olacaktır. Olmayadabilir. Çünkü bizim tedavideki hedefimiz, eleştirilen bireyin bu durum karşısında duygu ve düşüncelerini kontrol etmesi ve uygun şekilde kendisini ifade etmesidir.
Problem analizi yapıldıktan sonra bireysel tedavi hedeflerini saptamak önemlidir. Tedavi hedefleri genel probleme ve problem davranışın analizine dayanır.
1-Tedavi seanslarının planlanmasını kolaylaştırır
2-En uygun tedavi müdahalelerini seçmemizi sağlar
3-Tedavinin ne kadar etkili olduğunu değerlendirmeye yarar.

DAVRANIŞ ANALİZİ
Problem=Durum-Tepki-Sonuç
örüntüsünün formülasyonuna dayanır.
Problem davranış kişi başka insanlarla birlikte iken veya yalnızken ortaya çıkabilir.
1-Problemin genel tanımı:
“Sizi buraya getiren sebep nedir?” veya “Size nasıl yardımcı olabilirim?” diyerek danışanın sorununun ne olduğunu anlatması istenir.
2-Son zamanlarda bununla ilgili ne yaşadı?
Problemin genel bir tanımını aldıktan sonra yapılacak şey, bu problemle ilgili son zamanlarda yaşadığı bir olayı anlatmasını istemektir. Problem durum hala çok açık değilse bazı sorular sorularak (Ne zaman oldu? Kim vardı? Nerde oldu? Nasıldı?) açıklamasına yardım edilir.
3-Problemin sıklığı:
Problem= Durum-Tepki-Sonuç
Bu üçlü özellikle danışanın davranış örüntüsü sürekli ise önem kazanır. Böylece bize tedavi hedefinin ne olması gerektiği konusunda yol gösterir.
Bu nedenle:
“Bu sık tekrarlayan bir durum mu?” sorusunu sorarız.
4-Duygular-Düşünceler
Davranışsal tepki kadar kolay ifade edilemeyen bilişsel ve duygusal tepkileri açığa çıkarmak için
“Bu sırada ne düşünüyordunuz?”
“Ne hissediyordunuz?” sorularını sorarız.

